Etik, Adalet, Eşitlik

*Herkesi, olan biten her şeyi düşünmeye itsin diye.

Yüzlerce yıl boyunca felsefe ile uğraşan insanların üzerinde en çok durduğu konuların başında etik, eşitlik, adalet kavramları gelir. Bu kavramlar özü ve anlamlarına bakıldığında farklı şeyler olsalar da gerçek hayatta çok iç içe geçmişlerdir. Her eşit olan etik midir? Her adil olan etik midir? Her eşit olan adil midir? Sorularına birçok farklı yorum getirmek mümkündür. 

Bakış açısı bu kavramların nasıl değerlendirileceğini büyük ölçüde değiştirebilir. Felsefenin ve derin düşünmenin güzel tarafı da budur zaten. Ancak bu kavramların özünü anladığımız takdirde, ne kadar farklı açılardan baksak da bir şekilde doğru olanı, iyi olanı bulacağımız gerçeği de vazgeçilmezdir. Bu kavramlar insan-doğa, insan-insan ilişkisinin varlığından itibaren var olan ve bundan sonra da insanlığın asla yok sayamayacağı kavramlardır.

Kavramları biraz genişletmemiz gerekirse;

  • ETİK:            

Etik kelimesi Yunan dilinde “karakter” anlamına gelen “ethos” kelimesinden gelmiştir. Türkçe’de en yalın olarak töre bilimi, ahlak felsefesi olarak tanımlanmıştır. Yalın tanım olarak etik, hayata geçirilen bir işlem veya eylemin gerçekleştirilmesinde dikkate alınması gereken ahlaki değerler bütünüdür. Günlük yaşamı düzene sokan, insanı iyiye ve doğruya yönlendiren ahlak kurallarının temel felsefesidir. Toplumlara göre iyi nedir? Doğru nedir? Kavramları değişiklik gösterse de etik felsefesindeki amaç her zaman için iyi ve doğruyu bulmak üzerine kuruludur.Etik her şeyden önce istenilecek bir yaşamın araştırılması ve anlaşılmasıdır. Daha geniş bir bakış açısı ile bütün etkinlik ve amaçların yerli yerine konulması için neyin yapılacağı ya da yapılamayacağının; neyin isteneceği ya da istenmeyeceğinin; neye sahip olunacağı ya da olunamayacağının bilinmesidir. Etik; insanların kurduğu bireysel ve toplumsal ilişkilerin temelini oluşturan değerleri, normları, kuralları doğru-yanlış ya da iyi-kötü gibi ahlaksal açıdan araştıran bir felsefe dalıdır.

Etik ve ahlak kavramları birbiriyle çok yakın ve sık sık karıştırılan kavramlar olsalar da aralarında içerik, uygulama bakımından bazı farklılıklar vardır. Ahlak töre, adet ve kültürel değerlerle ilgili doğru ve yanlışları, hayatın işleyişinde bunlara uyarak nasıl davranılacağını belirler. Fakat etik, daha soyut kavramlara yönelir. Ahlak uygulamada etikteki ilkeler üzerinde durur. Etik toplumda yer alan töre, örf ve adet, değer yargıları gibi normların ve kuralların bulunduğu o geniş sistemin bütününü inceler. Ahlak ise bireylerin hem birbirilerine hem de topluma karşı sorumluluklarını belirleyen kuralların bir bütünüdür. Özetlemek gerekirse etik insanların bir arada yaşarken uymaları gereken ödev, sorumluluk, yükümlülük ve erdem gibi kavramları analiz eden doğruluk ve yanlışlık, iyilik ve kötülük gibi ahlaki yargıları ele alan yani ahlaki eylemin özüne inen, doğasını soruşturan bütün bunların ışığında iyi bir insanın yaşamının nasıl olması gerektiğini açıklamaya çalışan kısacası ahlaki eylemler üzerinde çalışan bir felsefe displinidir.

Kısa bir özet geçmek gerekirse: Etik, iyilik yapmayı, eşit davranmayı insan sevmeyi, kötü olmamayı öngören ve evrensel olan ahlaki değerler bütünüdür. 

Etik üzerine kafa yormuş filozofların başında gelen Sokrates’in etik anlayışı kötülüğe, etik olmayan eylemlere en çok sebep olan şeyin bilgisizlik olduğunu ve kimsenin bilerek kötülük yapmayacağını esas alır. O, “kişi bilmediği için etik olmayan davranışlar sergiler.” der. Çünkü Sokrates’e göre etik yani ahlak felsefesi; amacı iyi ve iyilik olan bir düşüncedir. Herkes kendi iyiliğini istemektedir. Eylemlerimizin ahlaksal başlangıcı da budur. Yaşamı boyunca bu şekilde hareket eden Sokrates ahlaki düşüncelerinden asla taviz vermemiş hatta ölümü de kimilerine göre bu felsefesi yüzünden olmuştur. Çünkü yapılan haksızlığa itiraz etmemiş devletin kararına uyulur demiştir. (yazılarımı takip edenler burada tebessüm etti)

Sokrates’in öğrencisi olan ve onun öğretilerinin günümüze ulaşmasını sağlayan Platon ise ahlak felsefesi hakkında düşünmüş ve bu düşüncelerinin sonucunda ahlak felsefesini yine hocası gibi akıllı ve bilgili olmanın önemini belirtmekle beraber öz olarak mutluluğa dayandırmıştır. Ona göre insan için ahlaklı ve etik olabilecek şeyi, insanın hayattaki amacını, doğasını, insan için iyi olanın ne olduğunu aradığımızda bulabiliriz. Bu şey, ruhun tüm unsurlarının doğalarına uygun durumda olmalarından başka bir şey değildir. İnsanın tüm unsurlarının doğasına uygun işlemesi ahlaklı olmayı, ahlaklı olmak iyiliği, iyilikse insanın ve toplumun en yüksek amacı olan mutluluğun gerçekleşmesini sağlayacaktır.

Etik yani ahlak felsefesi ve ona kafa yormuş birkaç filozofun görüşleri böyledir. Etik kavramını ele almışken etik felsefesinin hukuktaki yansıması olan hukuksal etik kavramına da değinmek gerekir. (Boşa hukuk okumuyorum) Hukuksal etik hukukun ahlaki tarafını inceleyen felsefe disiplinidir. Bu disiplin hukuk kurallarının konmasında, uygulanmasında, denetlenmesinde hukukun üstünlüğünün ve adaletin sağlanmasına yarayan ahlaki değerler bütünü olarak tanımlanabilir. Hukuk ve etik arasındaki bağlantı adalettir. Adalet kavramının neden bu özelliğe sahip olduğuna yazının devamında değineceğiz. Hukuksal etik kavramını 5 temel özellik etrafında toplayabiliriz. 1. Evrensel olması. 2. Temel hukuk ilkelerini içermesi 3. Hak ve özgürlükleri gerçekleştirmeyi amaç edinmesi. 4. Olması gerekeni amaç edinmesi. 5. Hukukun üstünlüğünü ve demokrasiyi amaç edinmesi.

Şimdi 2.kavramımızla, hayatta belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz kavramla devam edelim.

ADALET

Adalet, hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesi anlamına gelir. Haklı ile haksızın ayırt edilmesi adaletle sağlanır. Adalet akıl ve vicdanın birleşmesiyle ortaya çıkan bir kavramdır. Bu ikisi dışarda bırakılarak elde edilen sonucun adaletli olması çok güçtür.

Güncel sözlükte: 1. Yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanması 2. Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme 3. Herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme, doğruluk. Tanımlarına yer verilmiştir. 

Felsefe terimi olarak ise: Doğrunun, hakkın korunması; doğru olmanın öz belirtisi. Şeklinde tanımlanmıştır. Görüldüğü gibi adalet kavramını sadece tanımlarıyla ele alsak dahi etik kavramıyla çok yakın özellikler sergilediği, bir şekilde bağlantılı olduğu rahatlıkla söylenebilir. 

Adalet kavramı temel olarak hukuk kurallarına uygunluğu içerir. İnsanların toplum içindeki davranışlarıyla ilgili olduğundan ahlak ve din kurallarıyla da ilişkilidir ve tarih boyunca üzerinde düşünülen, hakkında sorular sorulan bir kavram olmuştur. Düşünürler eski çağlardan beri adalet kavramıyla ilgilenmişlerdir. Kutsal kitapların hepsinde adalete ve adil olmaya ilişkin bölümler bulunur.

Eski Yunan düşünür Platon’a göre adalet en yüce erdemlerden biri, insanın ve devletin temel davranışlarının nasıl olacağının adeta kuralıdır. Adalet devletin ve bireyin farklı kısımlarının uyumlu ve düzgün ilişkisidir. Kişinin hayatından en etkin biçimde yararlanması adalete bağlıdır. Kısacası Platon’a göre adalet, bir uyumu ifade eder. Ve insan hayatındaki yeri çok büyüktür.

Aristoteles’in hareket noktasını ise eşitlik kavramı oluşturur. Ona göre, herkese eşit davranmak adalet için yeterli değildir. Bir hukuk düzeni güçsüzleri koruduğu ölçüde adaletli olabilir. Örneğin, günümüzde kişinin tükettiği herhangi bir maldan alınan katma değer vergisi adil bir vergi değildir. Çünkü kişinin gelir düzeyini dikkate almaz. Buna karşılık, kişinin geliri üzerinden alınan ve gelir düzeyi yükseldikçe vergi oranının da arttığı gelir vergisi daha adil bir uygulamadır. Aristo buna adalet anlayışlarını ayırmak suretiyle daha ayrıntılı olarak yaklaşmıştır. Aristo’ya göre adalet denkleştirici ve dağıtıcı adalet olmak üzere ikiye ayrılır. Denkleştirici adalet mutlak eşitlik prensibine dayanır burada sayısal eşitlik esası vardır. Seçimlerde herkesin 1 oyunun olması, kanun önünde herkesin eşit sayılması gibi durumlar denkleştirici adaletin içindedir. Ancak bazen durumlar insanlara farklı farklı davranılmasını gerektirebilir işte orada da dağıtıcı adalet devreye girer çıkarların paylaştırılması kişinin durumuna göre davranılması esasına dayanır. Yani eşit olmayan değerlere eşit davranılmaması gerektiğini söyler. Buna bir örnek vermek gerekirse, bir masada 1 adet ekmek varken 2 kişiye bu ekmeği eşit olarak bölmek adil gözükebilir. Ama işin özünde asıl adaletli olan oradakilerden biri aç diğeri toksa ya da daha az aç ise aç olana daha fazla vermek tok olana daha az vermektir. (Bu örnek hayatta birçok şeyin özü, hakedene hakettiğini vermek. Ödülde de cezada da.)

Yazıyı bu güzel örneğin ardından burada kesiyorum. Aynı konu yine adalet kavramının devamıyla ve diğer kavramlarla bir sonraki yazıda devam edecek. Kaynak kısmını da yazı dizisi sona erdiğinde yazının sonuna ekleyeceğim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir