Kaçak Göçek: Bir Mülteci Hikayesi

Mülteci, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm gören veya göreceği endişesi taşıyan, bu sebeple ülkesinden ayrılan/ayrılmak zorunda bırakılan ve geri dönemeyen veya dönmek istemeyen, iltica ettiği ülke tarafından endişeleri haklı bulunan kişi. Mültecilik, hukuki bir statüdür.

Sığınmacı ise mülteci olduğu iddiasıyla ülkesini terk eden ama mültecilik statüsü başvurusu sonuçlanmamış kişidir, mülteci sığınma başvurusu kabul edilen kişidir.

Göçmen, ülkesinden ekonomik veya diğer nedenlerle gönüllü olarak ayrılan kişi demektir. Yani göçmenler ülkelerini kendi istekleri doğrultusunda terk ederken, mülteciler ülkelerini terk etmek zorunda kalan ya da terk ettirilen kişilerden oluşuyor.

https://lawtudent.com/wp-content/uploads/2017/10/cocukmulteci-224x300.jpg

Bizse onları hiçbir ülkenin adam akıllı üzerine eğilmek istemediği bir dünya sorunu olarak biliyoruz. Bu sorun sanki ateşten bir topmuş da herkes birbirine atıyor, biraz su dökmeyi akıl edemiyormuş gibi… Mülteciler çeşitli sebeplerle evlerini, yurtlarını, çocukluklarının geçtiği sokakları; anadillerini bilmedikleri ülkelerde belki kendileri için ikinci bir şans, belki çocuklarına kaliteli bir yaşam sunabilmek için terk ediyor, terk etmek zorunda bırakılıyorlar.

Peki Şimdi Nereye?

Uluslararası Af Örgütü “Küresel mülteci sorununu çözmek: Sorumluluktan kaçınmaktan, sorumluluk paylaşmaya” başlıklı 2016 raporunda BM Mülteciler Yüksek Komiserliğinin (UNCHR) verileri de aktarıldı.

Bu verilere göre, Ürdün’den sonra en çok mülteci barındıran ülke Türkiye. Ürdün’de 2,7 milyon, Türkiye’de ise 2,5 milyondan fazla mülteci bulunuyor. Ürdün ve Türkiye’den sonra en çok mülteci barındıran ülkeler 1,6 milyon kişiyle Pakistan, 1,5 milyonla Lübnan.

https://lawtudent.com/wp-content/uploads/2017/10/gocmen-1024x683.jpg

Dünya; İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük mülteci krizine sahne oluyor.

1951 tarihli mültecilerin hukuki statüsüne ilişkin sözleşme ve mültecilerin hukuki statüsüne ilişkin 1967 protokolü; uluslararası alanda mülteci hukukuna ilişkin temel belgeleri oluşturuyor. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi de, sığınma hakkını şöyle tanımlıyor:

“Herkesin zulüm karşısında başka ülkelere sığınması ve bu ülkelerce sığınmacı işlemi görme hakkı vardır” (madde 14/1)

https://lawtudent.com/wp-content/uploads/2017/10/multeciistatistikleri-300x253.png

Bazen öyle kapatıyoruz ki gözümüzü, onların yüzdelerden, sayılardan çok daha fazlası olduğunu, onların da gerçek hikayeleri olduğunu unutuyoruz. Bu hikaye aslında pek çoğu arasından yalnızca bir tanesi. Belki çok da şanssız olmayanı ama tam da gerçekliğin acı tarafı.

Milyonlarca Hikayeden Yalnızca Biri

İbrahim yedi çocuklu bir ailenin en büyüğü. O da farklı olduğu için ezilen, zulüm gören milyonlarca insandan biri. Yaşadığı yerde dini yüzünden hor görüldüğünü söylüyor. ”Çoğunlukta değildik.” diyor azınlığın kaderinin bu olduğunu kabullenerek. Dünya üzerindeki, savaşın hüküm sürdüğü birçok ülkeden birinde dünyaya gelmiş. Babasını kaybettikten sonra uzun süre geçim sıkıntısı çekmiş aile ve en sonunda karar vermişler: ”Gidebiliriz ve bambaşka bir hayatımız olabilir.” Babasının savaşta ölüp ölmediğini sorduğumda biraz duraksıyor, başını hayır anlamında sallıyor. Duraksamasından bu ihtimalin onu korkuttuğunu anlıyorum. Evlerini geride bırakmalarına sebep olan savaşın ailesinden birini almış olma ihtimali korkutuyor onu, herkes gibi…

Tam Bir Ay

Ülkelerinden bir şekilde ayrılıp yakında olan ama kendi ülkelerinin vaziyetinden pek de farklı bir durumda olmayan bir ülkeye gidiyorlar ilk önce. İbrahim, bir akrabalarının orada yaşadığını ve şuanda da annesi ve diğer beş kardeşinin o akrabanın yanında yaşadığını söylüyor. Oradan çıktıktan sonra yolculukları tamı tamına bir ay sürüyor İbrahim’in ve bir kardeşinin. Önce Türkiye’ye geliyorlar ardından botla Yunanistan’a, oradan da dörtten fazla Avrupa ülkesini dolaşarak varmak istedikleri kuzey Avrupa’daki ülkeye varıyorlar. Neden orayı seçtiklerini sorabiliyorum sadece, o dönemde o ülkenin çok fazla mülteci kabul edeceğini açıkladığını, bu yüzden orayı seçtiklerini anlatıyor.

Yolculuğu anlatırken birkaç kez tekrar ediyor bir ay sürmüş oluşunu… Sanki ”Direndik, hayatta kaldık.” demek istiyor o esnada. ”Çok zordu ama üstesinden geldik…” Ben böyle düşünürken, manalı bir şekilde gülümsüyor kendi kendine.

Diğer kardeşi henüz on yedi yaşında… Zaten bu sebeple onunla çıkıyor yolculuğa, çünkü bir Avrupa ülkesi on sekiz yaşından küçüklere koşulsuz yerleşim izni vereceğini açıklıyor. Kardeşi o ülkede kalıyor, ancak İbrahim’e ne yazık ki aynı ülkeden izin çıkmıyor. O da şansını sınır komşusu olan başka bir ülkede denemek istiyor. Böylelikle İbrahim’in macerası, dilini bilmediği yabancı bir ülkede yalnız ama umutlu bir şekilde başlıyor. Bu sırada kardeşi de yerleşim izni aldığı ülkede yeni bir okula başlıyor ve onun da yeni hayatı başlamış oluyor.

https://lawtudent.com/wp-content/uploads/2017/10/multecisorunu1-300x290.jpg

Hikaye Bitmiyor

Ben onunla tanıştığımda bir buçuk yıldır o mülteci merkezinde yaşıyordu İbrahim. Yerleşim izni başvurusu esnasında ülkeyi terk etmesi yasak olduğundan tüm bu süreç boyunca diğer ülkedeki küçük kardeşini de annesi ve diğer kardeşlerini de görebilme fırsatı olmuyor. Yerleşim iznini aldıktan sonra yapmak istediği ilk şey de onları görebilmek… Ailesinin nasıl durumda olduğunu soruyorum ama aslında cevabı az çok öngörerek. ”İyi değil.” diyor. ”Hepsi benim yerleşim izni almamı bekliyorlar. Sonra, buraya gelecekler. Burada yaşayacağız.”Gözleri parlıyor son cümle ağzından çıkarken, gülümsüyor. Ve biliyor musunuz, insanlar hep aynı dilde gülümsüyor.

kaybak: lawtudent

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir